Sual: İbni Sebeciler, Peygamber efendimizin mübarek kayınpederi Hazret-i Ömer’e de âyet-i kerimelere, hadis-i şeriflere rağmen hâşâ kâfir diyorlar. Daha başka iftiraları varsa da bu iftira yanında onların bir önemi yoktur. Çünkü bir insan kâfirse onun diğer işlerine bakılır mı?
CEVAP
Hazret-i Ömer (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınpederidir. Hazret-i Ali’nin de damadıdır. Hayatta iken ismen Cennet ile müjdelenmiş on kişiden ikincisi olup, Hazret-i Ebu Bekir’den sonra eshab-ı kiramın en büyüğü, başka bir ifade ile, Peygamberlerden sonra insanların üstünlükte ikincisidir. Resulullahın da ikinci halifesidir.

İbni Sebecilerin bu iftirası için, yukarıda birinci ve ikinci maddelerde yeterli cevap, hâşâ ona dil uzatanların, kâfir diyenlerin kendilerinin kâfir olduklarına dair yeterli delil vardır. Burada birkaçını tekrar yazalım:

Hazret-i Ömer, Medine'ye hicretle şereflenen, Allah’ın övdüğü muhacirlerden ve ilk iman edenlerden olduğu için Cennetliktir. İşte âyet-i kerime meali:
(Muhacirlerin ve Ensarın önce imana gelenlerinden ve Onların yolunda gidenlerden Allah razıdır. Onlar da Allah’tan razıdır. Allah, Onlar için Cennetler hazırladı.) [Tevbe 100]

Hazret-i Ömer, Eshab-ı kiramdan olduğu için Cennetliktir. İşte âyet-i kerime meali:
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

Hazret-i Ömer, ağaç altında söz verenlerden olduğu için Cennetliktir. İşte âyet-i kerime meali:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18]

Hazret-i Ömer, Bedir savaşına katılanlardan olduğu için Cennetliktir. İşte Bedir ehline katılan müslümanların şânı için bir hadis-i şerif meali:
(Bedir savaşına katılan müslümanlar Cennetliktir.) [Dare Kutni]

Hazret-i Ali, Hazret-i Ömer’i çok severdi. Ona kızı Ümmi Gülsümü nikah etti. Hazret-i Ömer hakkındaki hadis-i şeriflerin çoğunu Hazret-i Ali bildirmiştir. Hazret-i Ömer de Hazret-i Ali’yi çok severdi. Birbirlerinin dostu idi. İşte âyet-i kerime meali:
(İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve
[hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]

Eshab-ı kiramın birbirine karşı çok merhametli olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali de şudur:
(Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]

Hazret-i Ömer, Peygamber efendimizin kayınpederi olmakla, mübarek kızı Hafsa validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflendi. Bu nimet ve şeref vesilesiyle de Cennetliktir. Bir âyet-i kerime meali:
(Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]

Resulullah ile akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak Cennetliktir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab
[arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]

(Esharımın
[zevce tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]

(Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.)
[Deylemi, İ. Neccar]
Sırf bu hadis-i şerifler bile Hazret-i Ömer’in Cennetlik olduğunu göstermektedir.

Birkaç hadis-i şerif daha bildirelim:
(Ömer Cennettedir.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hakim, Ebu Nuaym, İbni Said]

(Benden sonra Peygamber gelmeyecek. Eğer gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.)
[Deylemi, İ. Münavi]

(Benden sonra hak, her zaman Ömer iledir.)
[Hakim, Taberani, ibni Asakir]

(Allahü teâlâ Ömer’e rahmet etsin, acı da olsa Hakkı söyler.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirdi.)
[Tirmizi, Ebu Davud, İ. Ahmed, Hakim, Taberani, İbni Neccar, İ. Münavi]

(Güneş, Ebu Bekir hariç, Ömer’den daha hayırlı bir kimsenin üstüne doğmadı.)
[Tirmizi]

(Ömer’in Cennette derecesi, Ebu Bekir hariç, ümmetimin hepsinden yüksektir.) [İbni Mace]

(Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı da Ebu Bekir ve Ömer’dir. Her şeyin bir kalkanı vardır, bu ümmetin kalkanı da Ali’dir.)
[Hatib]

(Allahü teâlâ, namazı, zekatı ve orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekri, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi sevmeyi de farz etti.)
[Vesile]

(Başınıza Ebu Bekir gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Başınıza Ömer gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Başınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz.)
[Hakim, İ. Ahmed]

(Sünnetime ve hulefa-i raşidinin yoluna sımsıkı sarılın!)
[Buhari]

(Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir, dinde en sağlam olanı Ömer, en hayalısı Osman, en iyi hüküm vereni ise Ali’dir.)
[İbni Asakir, Ebu Ya’la]

(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı şeyleri haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardandır.)
[Buhari]

Hazret-i Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, kumandana (Ya Sariye arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Şevahid)

Resulullah efendimiz ilk üç halife ile Uhud dağına çıktıkları zaman dağ sallandı. Resulullah buyurdu ki:
(Ey dağ, sallanma! Senin üstünde bir nebi, bir sıddık, iki de şehid [Ömer ve Osman] vardır.) [Buhari]

Ebu Musa Eşari diyor ki, Medine’de bir bahçede oturuyorduk. Kapı çalındı. Resulullah, (Kapıyı aç ve gelene, Cennete gideceğini müjdele!) buyurdu. Kapıyı açtım. Ebu Bekri Sıddık içeri girdi. Kendisine müjdeledim. Hamd eyledi. Sonra, yine kapı çalındı. Yine (Aç ve müjdele!) buyurdu. Açtım. Ömer Faruk içeri girdi. Müjdeledim. Allahü teâlâya hamd etti. Yine çalındı. (Aç ve Cennet ile müjdele ve üzerine musibet geleceğini söyle!) buyurdu. Açtım, Osman Zinnureyn geldi. Müjdeledim. Hamd eyledi. [Buhari ve Müslim]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ebu Bekir ile Ömer’i sevmek iman, bunlara düşmanlık küfürdür.) [İbni Adiy]

(Ya Ali, müşrik olan bazı kimseler sana aşırı bağlılık gösterecek, sende olmayan şeyleri, sana söyleyecekler ve Ebu Bekir’le Ömer’i kötüleyecekler. Allah onlara lanet etsin.) [Dare Kutni]

Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömer’e sövmek küfürdür. (Hulasa-tül-fetava, Mirat-ı Kâinat)

Allah Resulünün kayınpederi aynı zamanda Hazret-i Ali’nin damadı olan Hazret-i Ömer’e iftiralar:

1) İbni Sebeciler diyor ki, Hazret-i Ali kızını Ömer’e istemeyerek, zorla verdi.
Yahut Cin perilerinden birinin, Ömer’e aşık olup da, Ümmi Gülsüm şeklinde görünmesi de olabilir.
CEVAP
Hucec-i katiyye kitabında, Molla başı Ali Ekber ile, Ulemadan Abdullah Süveydi’nin konuşmalarının sonu şöyle bildirilmektedir: Molla başı dedi ki:
- Eshabın yalnız beşi hariç, ötekilerin hepsi, Hazret-i Ali’yi halife seçmedikleri için mürted oldu, dinden çıktı.

Cevap olarak dedim ki:
- Hazret-i Ali, kızı Ümmi Gülsüm’ü, Hazret-i Ömer’e nasıl nikah eyledi?
- İstemeyerek, zorla verdi.

- Allah için yemin ederim ki, siz Hazret-i Ali’yi öyle aşağılıyorsunuz ki, Arapların en alçağı bile, bu kadar aşağılığa razı olmaz. Hazret-i Ali’yi bu kadar kötülemek, çok alçak bir planın uygulanması için olduğu meydandadır. Allah bilir ki, Arapların en alçağı, en bayağısı bile ırzını, namusunu korumak için canını verir. Nerede kaldı ki, bütün Arap kabileleri arasında, soyu, erkekliği, şerefi, şanı hepsinden yüksek ve üstün olan Haşimoğullarından bir zat ve dolayısıyla bütün bu kabile böyle bir lekeyi, alçaklığı kabul edebilir mi? En alçak kimselerin bile razı olmadığı bir işi, Allah’ın aslanı diye, adı bütün dünyaya yayılan şanlı, şerefli bir kahramana nasıl yakıştırabiliyorsun?

- Cin perilerinden birinin, Ömer’e aşık olup da, Ümmi Gülsüm şeklinde görünmesi de olabilir.
- Bu söz, öncekinden daha alçaklıktır. Böyle şeyi, akıl nasıl uygun görür. Bu yola gidilecek olursa, İslamiyet’in bütün emirleri altüst olur. Mesela bir adam evine gelince, hanımı buna, sen benim kocam değilsin. Sen cinsin diyerek, adamı eve sokmaz. Adam iki şahit getirse, şahitleri de, insan değildir, cindir diyerek kovar. Böylece, her ev, her yer karmakarışık olur. Bir katil, bir hırsız, ben o adam değilim. Sizin dediğiniz kimse, cin olabilir, diyerek, İslamiyet’in emrinin yapılmasına karşı gelir. Hatta, İmam-ı Cafer Sadık da cin olabilir.

Molla başı şaşırıp sustu. İkinci suali sordum:
- Zalim olan bir halifenin emirleri kabul edilir mi?
- Sahih değildir. Kabul edilmez.

- Hazret-i Ali’nin oğlu olan Muhammed bin Hanefiyye’nin annesi kim?
- Cafer kızı Hanefiyye’dir.

- Bu Hanefiyye’yi esir alan kimdir?
- Ben bilmem.

Halbuki, bildiği halde bilmem diye, sözü kesmek istedi. Orada bulunanlardan birkaçı, Ebu Bekir’in esir aldığını söylediler.
- Evlenirken dikkatli davranmak lazım olduğunu herkes bilir. Hak üzere imam ve meşru olarak halife değildir dediğiniz, Ebu Bekir gibi bir zatın esir eylediği bir cariyeyi nikah edip, bundan çocuk yapmayı, Hazret-i Ali, nasıl caiz gördü?

- Belki, Hazret-i Ali bunun kendisine hediye edilmesini, yakınlarından istedi. Bunlar da, cariyeyi kendisine nikah etmiş olabilirler.
- Belki ile, zan ile hüküm verilmez.
Molla başı hiçbir şey diyemedi. (Hucec-i katiyye)

2) İbni Sebeciler, Müta
(yani avrat kiralamak) helaldi, Ömer bunu kendi ictihadı ile yasak etti. Ömer avrat kiralamayı yasak etmeseydi, pek az kişi zina ederdi diyorlar.
CEVAP
Mütayı Hazret-i Ömer yasak etmedi, Resulullahın yasak ettiğini, Onun yasakladığı şeyi yaptırmayacağını söyledi. Eshab-ı kiramın hepsi, halifenin bu sözünü destekledi. Hiçbiri buna muhalefet etmedi ve icma hasıl oldu. Şimdi mütanın ne olduğuna, dinimizdeki yerine bakalım:

Müta, dört mezhepte de haramdır, bâtıldır. Müta, şahitsiz olarak bir kadına belli para verip, belli zaman için [mesela bir saat, bir gün, on sene] beraber yaşamayı sözleşmek demektir. Mütanın haram olduğunu bütün Ehl-i sünnet âlimleri icma ile bildirdi. (Mizan-ül-kübra, İbni Abidin)

Mütanın haram edildiğini bildiren hadis-i şerif, Buhari, Müslim, Tirmizi ve Muvatta’da yazılıdır. Bunu haber verenlerden biri de Hazret-i Ali’dir. İbni Sebecilerin, müta için Hazret-i Ömer’in ictihadı demeleri de, çok yanlıştır. Çünkü, Eshab-ı kiramdan hiçbiri buna muhalefet etmedi ve icma hasıl oldu. Fetava-yi Hindiyye’de diyor ki: (Ücret karşılığı zina yapan fahişeye [genel evdeki kadına], İmam-ı a’zama göre had vurulmaz. İkisi de şiddetli tazir olunur ve tevbe edinceye kadar hapis olunur. İmameyne göre, ikisine de had cezası yapılır. Müta yapana da fahişe gibi had vurulmaz.) Fakat zinanın had cezası yapılmayan kısımları da haramdır. (Berika)

Tefsir ve fıkıh kitapları diyor ki: Nisa suresinin (İstimta ettiğiniz kadınların ücretini verin) mealindeki 24. âyeti, müta için değil, nikahtaki mehir parasını vermek içindir. Beydavi tefsiri bu âyeti açıklarken buyuruyor ki: (Bu âyet, sahih olan nikahı bildiriyor, mütayı bildirmiyor. Mehir parasını emrediyor. Müta, önce mubahtı, sonra yasak edildi.) [Şeyhzade tefsiri c.2, s.26]

Büyük âlim Burhaneddin-i Mergınani’nin Hidaye kitabının şerhi olan İnaye kitabında, Mevlana Ekmelüddin buyuruyor ki: Müta bâtıldır. Abdullah ibni Abbasın bildirdiği gibi, müta önceleri mubah idi. Fakat, hadis-i şerif ile, bunun yasak edildiğini, Eshab-ı kiram söz birliği ile bildirmektedir. Muhammed ibni Hanefiye dedi ki: (Babam imam-ı Ali buyurdu ki Hayber kalesi alındığı gün, Resulullah mütayı yasakladı. Eshab-ı kiramdan Rebi bin Meysere buyuruyor ki: “Hayber’i feth ettiğimiz gün, Resulullah, mütayı, üç gün helal etti. Ben, amcamla bir kadının kapısına geldik. Gayr-i müslim bir kadın kapıya çıktı, beni içeri aldı. O gece orada kaldım. Sabah olunca, Resulullahın sokaklarda, (Ey Müslümanlar, Resulullah müta nikahını yasak etti) diye ilan ettirdiğini duydum. Hepimiz mütadan vazgeçtik.”
Resulullah, hayatta iken, mütayı yasak ettiğini, Eshab-ı kiram, icma ile bildirmektedir. İcma, âyeti ve hadisi değiştirmez, âyetin ve hadisin değiştirildiğini haber verir.

Cabir bin Zeyd diyor ki: Abdullah İbni Abbas da, ölmeden önce, mütanın yasak edildiğini söyledi. Böylece, icma hasıl oldu. İmam-ı Malik, Muvatta’da Hazret-i Ali’nin bildirdiği hadis-i şerifi yazmaktadır. Hazret-i Ali buyurdu ki: (Hayber kalesini aldığımız gün Resulullah eşek eti ile mütayı yasak etti.) [İnaye s. 231]

İbni Mace’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Hazret-i Ömer’in, (Fahr-i alem mütayı, üç kere helal, üç kere de haram etti. Vallahi, evli birinin, müta yaptığını işitirsem, onu recm eder, İslamiyet’in emrini yerine getiririm) demesi, mütayı Hazret-i Ömer’in yasak ettiğini değil, Resulullahın yasak ettiğini, Onun yasakladığı şeyi yaptırmayacağını gösteriyor. Eshab-ı kiramın hepsi, halifenin bu sözünü destekledi. İbni Abbas hariç, hiç kimse tarafından itiraz olunmaması da, bunun önceden yasak edilmiş olduğunu herkesin bildiğini göstermektedir. Hazret-i Ali, Abdullah ibni Abbas’a, (Sen yanılıyorsun, Fahr-i alem, mütayı yasak etti) dedi. İmam-ı Ali’nin bu sözü üzerine, İbni Abbas da, sözünden dönmüş, mütanın sonradan haram edildiğini söylemiştir. (Buhari)

Müta ve muvakkat nikah bâtıldır
Büyük hadis âlimi, Süleyman bin Ahmed Taberani ve Süleyman bin Davud Tayalisi buyuruyor ki:
Said bin Cübeyr bildiriyor: Abdullah ibni Abbas’a dedim ki:
(Ben, hiçbir zaman, mütaya helal diyemem. Siz de, helal dememeli idiniz. Çünkü, böyle demekte ne gibi zararlar doğacağını biliyor musunuz? Sizin böyle, caiz demeniz, her yere yayılır da, herkes, bu sözünüzü, müta helal imiş diye, vesika olarak kullanabilir.)

Abdullah ibni Abbas şöyle cevap verdi:
(Bu sözümle, mütanın, her zaman herkese helal olacağını bildirmek istemedim. Ancak, zaruret olunca, zararı gidermek için caiz olur, dedim. Allahü teâlâ, zaruret olunca, zararı giderecek kadar leş, kan, domuz eti yemeye izin verdiği kadar, mütanın da caiz olacağını düşünerek söyledim.)

Demek ki, icma hasıl olmadan önce Abdullah ibni Abbas da, müta her zaman, herkese caizdir dememiş, her haram olan şeyler gibi, zaruret olursa, zararı giderecek kadar caiz olur demiştir. Hadis âlimi İmam-ı Beyheki, Abdullah ibni Abbas’ın daha sonra bu sözden döndüğünü açıkça bildirmektedir.

Abdullah ibni Abbas buyurdu ki:
Müta önce helal idi. Fakat, Nisa suresinin, (Ananız, bacınız, kızınız ...... size haramdır) mealindeki 23. âyeti geldikten sonra, haram edildi. (Taberani, Beyheki)

Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti, mütanın haram edildiğini açıkça gösteriyor. Çünkü, bu âyetten yalnız zevcelerin ve cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğu pek açıktır. Kendisine zevce de, cariye de denilemeyen, müta yapılmış bir kadınla buluşmanın helal olduğunu iddia etmek, Kur’an-ı kerimin açık olan emrine karşı durmak olur. Mütacı kadın bir erkeğe vâris olmaz. Bu kadının, bu erkekten olan çocuğu da, bu adama vâris olmaz. Öyle ise, bu kadın zevce değil, cariye de değildir. Resulullah efendimiz Eshab-ı kirama buyurdu ki:
(Ey Müslümanlar, müta nikahına izin vermiştim. Fakat, şimdi bunu, Allah haram etti. Kimin yanında böyle kadın varsa, bıraksın ve ona verdiği malı geri almasın!) [Müslim, İbni Mace]

Mütanın haram olduğunu, Hazret-i Ali başta olmak üzere, birçok Sahabi bildirmiştir. Hazret-i Ali, Abdullah ibni Abbas’a buyurdu ki: Resulullah, Hayber gazasında, müta ile eşek etini yasak etti. (Buhari)

Yine Buhari ve Müslim’deki hadis-i şerifte Resulullahın, mütayı üç kere helal, sonra, üç kere de haram ettiği bildirilmektedir. Müta dört mezhepte de bâtıldır. (Mizan-ül-kübra)

Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Muvakkat [geçici] nikah haramdır.) [İbni Kani’]

Mütacı İbni Sebeciler: (Her şey aslında mubahtır. Yasak olmaları için âyet veya hadis gerekir) diyerek mütanın mubah olduğunu söylüyorlar. Bu sözün nikah ile ilişiği yoktur. İlme [dine] uymayan bir safsatadır. Çünkü Bekara suresinin, (Allah, yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı) mealindeki 29. âyeti, yiyecek, içecek ve giyecek maddelerinin hepsi helal olup, ancak âyet-i kerime veya hadis-i şerif ile istisna edilenler haram olur. İnsanların nefslerine ve ırzlarına dokunmanın haram olduğunu bu âyet göstermektedir. Ancak, istisna edilenler haramlıktan kurtulup helal olur ki, bu da, sahih nikah ile almaktır. (Elmalılı tefsiri s. 1328)

Şimdi, Hazret-i Ömer’e dil uzatan İbni Sebe’nin kitabına cevap verelim:
İbni Sebe, Kur’an ve Sünnete Göre Müta isimli eserinde, Ehl-i sünnetin dört hak mezhebine, eshab-ı kirama ve İslam’ın iki göz bebeğinden biri olan Hazret-i Ömer’e kinli boğa gibi saldırmaktadır. Müta zinasını hararetle savunuyor. Hazret-i Ömer’in, Resulullahın yasakladığını bildirmesine ateş püskürüyor. Bizzat Ömer yasakladı bunu diyor. Hazret-i Ömer ile Ehl-i sünnetin bunda ne menfaatleri vardır ki suçlanıyor? Hani dünya menfaati olsa çıkarını düşündü diye iftira edilebilir. Ama zinayı yasaklamasında ehl-i sünnetin ne yararı var ki? Hazret-i Ömer veya Ehl-i sünnet niye mubah olan bir şeyi yasaklasın ki? Bu, nakle olduğu gibi akla da aykırıdır. İbni Sebe (Ehl-i sünnetin anladığı müta bizimkinden farklıdır) diyerek şunları bildiriyor:
1- Mütada tarafların rızası şarttır diyor.
CEVAP
Zinada da karşılıklı rıza yok mu? Karşılıklı rıza olması mütanın caiz olduğunu mu gösterir?.

2-
Biri teklif edecek öteki de kabul edecek diyor.
CEVAP
Sanki bu zinada yok mu? İcab ve kabulün bulunması mütayı meşru kılmaz.

3-
Anne bacı gibi yakını olmamalı diyor.
CEVAP
Zaten zina eden de anne bacı gibi yakını ile zina etmez. Bu da, mütanın meşru olduğunu göstermez.

4-
Müslüman veya kitap ehli kadın olmalı diyor.
CEVAP
Zinada da bu olabilir. Bu hüküm onun meşru olmasına delil olamaz.

5-
Ücret ve süre belli olmalı diyor.
CEVAP
Genelevde de ücret ve süre bellidir. Ücret ve sürenin belli olması mütayı meşru kılamaz.

6-
İlişkiden sonra kadın ücreti hak eder diyor.
CEVAP
Genelevde de böyledir.

7-
Vaty olmaması gibi şart konabilir diyor.
CEVAP
Böyle bir şart koymakla müta meşru olmaz.

8-
Şahit şart değildir diyor.
CEVAP
Zinada da şahit olmaz. Hemen dip not inerek, Malikilerde şahitsiz nikah caiz diyor. Bektaşi gibi devamını söylemiyor. Ama Malikilerde velinin izni ile birlikte ilan da şarttır, yani falanca ile filanca evlenmiştir diye herkese duyurmak şart. Mütada olduğu gibi iş bitince çekip gitmez.

9-
Mütada kendi rızaları yeterli diyor.
CEVAP
Bu mütayı nasıl mubah kılar ki? Zinada da, kumarda da iki tarafın rızası olur. Nikahta da üç hak mezhepte yani Maliki, Şafii, Hanbeli mezheplerinde velinin izni de şarttır. Hangi yönden bakılsa, müta zinadır.

10-
Bir kusur için mütaya son verilebilir diyor.
CEVAP
Zina edecek kimse de Nataşada AIDS, frengi gibi bir hastalık tespit ederse onunla zina etmez. Bu mütayı nasıl meşru kılar ki?

11-
Mütada boşama yoktur diyor.
CEVAP
Zinada da böyledir Ortada nikah yok ki boşama olsun.

12-
Mütada miras yok diyor.
CEVAP
Yani mütacı, kiralık kadınla birlikte iken kalbden ölse, kadın mirasa konamaz. Zinada da miras yoktur. Miras normal nikahta geçerlidir.

13-
Mütada neseb hükümleri var diyor.
CEVAP
Bu tamamen yalan. Hiçbir kaynağı yoktur. Eshabdan müta caiz iken müta yapanlar akşam kadın ile beraber olur, sabah elveda der çekip giderlerdi. Ertesi gün bir başkası gelip o kadınla birlikte olurlardı. Yani bir kadın bir ayda 30 erkekle müta yapabilirdi. O zaman bir çocuk olsa, bu 30 erkekten hangisinden olduğu nasıl bilinecek de miras sahibi olacaktır? Böyle yalanlarla müta zinasının meşru olduğu ispata çalışılmaktadır. Diyelim ki kadın gözetim altına alındı, kimse ile müta yaptırılmadı, birkaç ay sonra gebeliği meydana çıktı. Çocuğun nesebi de böylece tespit edildi. Şimdi bu müta caiz mi olur?

14-
İbni Sebe mütada iddet vardır diyor.
CEVAP
Hiçbir kaynakta iddet yoktur. Kendisi de uydurma olsun bir kaynak yazmamıştır. Çünkü bir kadın, mütadan sonra başkası ile müta yapabiliyor, zaman sınırı yok. İddet nereden çıkıyor ki? Mütayı meşru sayabilmek için uydurulmuş koskoca bir yalan.

15-
Müta hükümlerini tarafların bilmesi gerekir aksi takdirde onlara izin verilmez diyor.
CEVAP
Müta şahitsiz yapılıyor, kimden izin alacaklar ki? Sanki Ehl-i sünnet mütayı bundan farklı biliyormuş. Bu şekilde olan müta zinadır. Resulullah haram etmiş, Hazret-i Ömer de bunu çok kimse bildiği için, Resulullahın emrine uygun olarak yasaklamıştır. Böylece icma hasıl olmuştur. Zaten kendisi de, imamiyye dışında bütün fukahanın icması olduğunu bildirmektedir.

Ehl-i sünnetin dört mezhebi yani bütün âlimler, (Mütaya önce izin verildi sonra haram edildi) buyuruyorlar. İbni Sebe Ehl-i sünnetin icmasına ateş püskürerek diyor ki: (İcma var demek, korkunç ve dehşet verici bir itirazdır. Bu itirazı yapanlar, Allah ve Resulünün bir zamanlar zinaya izin verdiğini mi söylemek istiyorlar?)
CEVAP
İbni Sebe, bir zamanlardan galiba haberi yok. Bir zamanlar içki içilmiyor muydu, faiz alınıp verilmiyor muydu, açık saçık gezilmiyor muydu? Bunlar yasaklandıktan sonra artık vazgeçilmedi mi? Önceki halleri için, Allah bir zamanlar içkiye, faize, tesettürsüzlüğe izin verdi mi denir? İçki ve kumar hakkında iki âyet meali şöyledir:
(İçki ve kumarı soranlara de ki: ”İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür.) [Bekara 219]

(Şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçin!)
[Maide 91]

İçki ve kumar haram edilmeden önce, günah değildi, öyle değil mi? Faiz de öyle değil miydi? Bir âyet meali şöyledir:
(Allah, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra Rabbinden gelen öğüde uyup da, faizden vazgeçenin geçmişteki günahları affedilir, yediği faizler geri alınmaz. Helal diyerek tekrar faize dönenler ise, Cehennemliktir ve orada ebedi kalırlar.) [Bekara 275]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Hükümsüz kıldığım ilk faiz, amcam Abbas’ın faizidir. Faizlerin hepsi hükümsüzdür.) [Müslim]

Faiz haram edilmeden önce, Hazret-i Abbas haram işliyordu denebilir mi?
Kız kardeşle evlenmek caiz midir? Elbette caiz değildir. Peki Allah ve Onun resulü Hazret-i Âdem, bunu emrettiği zaman zinaya mı izin verildi? Hüküm Allah’ındır. Bugün haram der ertesi gün helal eder, bugün helal der, yarın haram eder. Buna hangi Sebeci karışabilir ki?

İç yağı Yahudilere haram idi. Sonra helal etti. Yani Allah dilediğini yapar. O helal dediği zaman helaldir, haram dediği zaman haramdır. Mütayı da, daha önce mubah etti, sonra haram etti. Daha öncekine zina demeye kimin hakkı var ki? Allah’ın emrini bildirmek niye korkunç ve dehşet verici bir itiraz olsun ki? Ehl-i sünnet âlimleri hiç dine aykırı bir şey yaparlar mı?

İbni Sebe’nin sorularına cevaplar
Aklı başında olan hiç kimse mütayı reddetmez diyor.
CEVAP
Demek ki bütün ehl-i sünnet âlimleri, dört hak mezhep mensuplarının aklı başında değil öyle mi? İbni Sebe’nin aklı başındadır, kasten İslam’ı yıkmak için, zinayı meşrulaştırmak için bunu yapıyor. Zinadan uzak durmak isteyenleri de aklı başında değil diye suçluyor.

Ehl-i sünnetin ileri sürdüğü itirazların hepsi boş ve çürüktür diyor.
CEVAP
Ehl-i sünnetin bildirdiği âyet ve hadislere boş çürük diyebilmek için mutlaka müta sarhoşu olması gerekir! Yoksa namuslu bir ilim adamı milyonlarca ehl-i sünnet âlimine böyle çirkin ifadeler kullanamaz. İbni Sebe’nin müta sarhoşu olduğu bu sözlerinden de anlaşılmaktadır.

Bir kadın, gayri müslim bir erkekle evlenmek istese, nikahın bütün şartları mevcut olsa, yine bu nikah caiz olmaz. Yani Müslüman kadın gayri müslimle evlenemez. Bunun gibi şartlarının bazıları tutsa bile, mütanın caiz olması gerekmez.

Biz ahlaksız (fahişe) kadınlarla mütayı hoş karşılamayız diyor.
CEVAP
Yani uygun ama hoş karşılanmıyormuş. Bununla mütanın mubah olduğu mu anlatılmak isteniyor? Hem 10-15 dakikalığına, saatliğine veya günlüğüne müta yapan, mesela 30 günde en az 30 ayrı mütacı ile birlikte olan kadın, nasıl ahlaklı olur? Namuslu bir kadın bile bu yolla fahişe olur.

İbni Sebe diyor ki: Hanefilerden Kaşani’nin, bu âyet mütayı bildiriyorsa mensuh sayılır demesi, islami hassasiyetin (!) ifadesidir.
CEVAP
(!) işareti dalga geçmeyi gösterir. Yani İslami hassasiyeti yok, aman ne de hassasiyet demektir. Bir İslam âlimi ile böyle dalga geçmek ancak Sebecilere has bir taktiktir.

İbni Sebe mütanın helal olduğu zamanki hadis-i şerifleri bildiriyor, (Hazret-i Cabir, müta helal idi, fakat sonra Ömer bunu bize yasakladı. O yüzden bir daha yapamadık) dediğini yazıyor.
CEVAP
İbni Sebe, bize yasakladı dedirirken sanki Hazret-i Ömer’in kendisine serbest idi intibaını vermeye çalışıyor. Bir kere Hazret-i Ömer mubah olan şeyi nasıl yasaklar ki? Diyelim ki yasak etti. Kur’an-ı kerimde (Kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametli), (ve küllen vaadallahü hüsna) buyurulan yani (Hepsi için Hüsna [Cennet] söz verilen) eshab-ı kiram, hâşâ odun muydu, robot muydu, dilsiz şeytan mıydı, niye sustular? Hazret-i Ali hilafete geçince niye mütayı serbest bırakmadı? Hazret-i Ömer mezardan çıkacak diye korkuyor muydu yoksa? Hâşâ Hazret-i Ali korkak birisi mi idi? Bu ne rezalet?!

Hazret-i Cabir, (Bize yasakladı, biz de yapmadık) demiş. Hazret-i Cabir o kadar korkak mıydı? (Sen bize Allah ve resulünün helal kıldığı şeyi nasıl yasaklıyorsun?) diyemedi mi? Hem Hazret-i Ömer Allah’ın emrettiği bir şeyi niye yasaklayacak ki? Bunda ne menfaati olacak ki? Âyetle ve hadislerle Cennetlik olan Hazret-i Ömer’e bu ne çirkin iftira böyle? Biz de yapmadık ifadesinden, haram olduğunu biz de anladık artık bu işten elimizi çektik demektir. Başkaları hâşâ müta yapıyordu da Hazret-i Cabir niye yapamadı? Demek ki haram olduğunu bildiren hadis-i şerifi duydu ki artık yapmadık diyor. Hâşâ Hazret-i Ömer’den bütün eshab korkuyordu diyelim, onun Sebeci bir Yahudi tarafından şehid edilmesinden sonra niye serbest edilmedi? İmam-ı a’zamlar, imam-ı Şafiiler, imam-ı Malikler, imam-ı Ahmed bin Hanbeller de mi korktu? Onlar niye haram dediler?

Birbirlerini çok seven insanlar
İbni Sebe diyor ki: Mütanın ravisi Mutarrif, ehl-i sünnete göre, Buhari ve Müslim’in ortak ravilerinden çok itimat edilen kimse ise de, bizce o sabıkalı bir ravidir. Zira İmam-ı Ali’ye nefret dolu olduğu biliniyor. Allah’ın resulü de Ali’ye yalnız münafıkların buğzedeceğini haber veriyor. Resulullahın münafık dediği kimsenin rivayetine değer verilir mi?
CEVAP
Burada müthiş iftiralar yapılıyor. Hâşâ Ehl-i sünnetin iki büyük İmam-ı Buhari ve İmam-ı Müslim, bir münafığın rivayetini esas alıyorlarmış. Ehl-i sünnete göre bu münafık çok itimat edilen kimse imiş. Bu ne çirkin iftira böyle? Hazret-i Ali’ye nefret duyduğu ifadesi ne büyük yalan? Farklı ictihadlar kin ve nefret mi? Hazret-i Ali ile savaşan eshab-ı kiram için, nefret dolu idi mi demek lazım? Zaten İbni Sebecilere göre eshabın beşi hariç, hepsi mürteddir, münafıktır! Çünkü Hazret-i Ali’yi halife seçmediler, ona kin ve nefret duydular. Ama Allahü teâlâ, eshab-ı kiram için ne buyuruyor?
(Onlar birbirine karşı çok merhametli) buyuruyor. (Feth 29)

(Onlardan razıyım, onlara Cenneti hazırladım) buyuruyor. (Tevbe 100)

(Ve küllen vaadallahü hüsna [Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz verdim] buyuruyor. (Hadid 10)

İbni Sebe diyor ki: Ömer dedi ki: Kur’an ve Sünnette olduğu halde, hac mütasını yasaklıyorum.
CEVAP
Hazret-i Ömer gibi, eshab-ı kiramın en üstünlerinden olan büyük zata bu iftirayı ancak bir Sebeci yapabilir. Dört mezhep âlimleri bildiriyor ki:
Hazret-i Ömer Müta haccını yasaklamadı. Mekkeliler için, ifrad haccı daha sevaptır buyururdu. Haccın birçok nüsükünde, dört mezhep arasında da ihtilaflar vardır. Bunlar ictihad ayrılıklarıdır. İctihad ayrılıkları bid’at değildir. Resulullahın haccı nasıl yaptığını, Eshab-ı kiram, bütün ayrıntıları ile haber verdiler. Bazı işleri ne niyetle yaptığını anlamakta ihtilaf olmuştur. Şafii ve Maliki, Resulullahın haccı, (İfrad) idi dediler. Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman da bunu söylemişlerdir. (Kurret)

Eshab-ı kiramın hepsi Cennetlik ama Hazret-i Ömer, Ebu Bekri Sıddık hariç, hepsinden daha üstündür. Âyet ve hadisler övülen en güzide bir sahabidir. Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, fetihten sonra mal veren ve savaşanlardan daha üstündür.) [Hadid 10] (Hazret-i Ömer fetihten önceki sahabilerdendir.)

(Muhacirlerin ve Ensarın önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır. Bunlar Cennette sonsuz kalırlar.)
[Tevbe 100] (Hazret-i Ömer, bu muhacirlerin başta gelenlerindendir.)

(Ağaç altında, söz veren müminlerden, Allah razıdır.)
[Fetih 18] (Hazret-i Ömer söz verenlerdendir.)

Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemi] (Resulullah, Hazret-i Ömer’in kızı Hazret-i Hafsa ile evlendi)

(Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.)
[Tirmizi]

Hazret-i Ali’yi sevmeyen var mı?
İbni Sebe, rafizi rivayetlere dayanarak diyor ki: Hazret-i Ali, (Ömer mütayı yasak etmeseydi, pek az kişi zina ederdi) demiştir.
CEVAP
Kesinlikle aslı olmayan uydurma bir rivayettir. Hâşâ Hazret-i Ali, iktidara geçince, insanların zina etmeye devam etmesini mi istedi de müta zinasını serbest bırakmadı? Hazret-i Ali’ye bu iftirayı yapanlar, kendisi buna iktidarında göz yumduğu için zinayı teşvik etti demek istiyorlar. Yani, Hazret-i Ömer’in vefatından sonra kendisi halife iken, mütanın meşru olduğunu niye ilan edip herkese duyurmadı? Duyurdu da Ehl-i sünnet hâşâ Hazret-i Ali’ye düşman olduğu için, biz müta yapmayız mı dedi? Bu rafizi rivayetlerinin yalan olduğu her yönü ile bellidir.

İbni Sebe diyor ki: Ehl-i sünnete göre, İmam-ı Ali İbni Abbas’ı mütaya cevaz verdiği için ikaz ediyor ve Hayber hadisini okuyor. Halbuki İbni Abbas, ömür boyu mütaya cevaz veren seçkin bir sahabidir.
CEVAP
Hazret-i Ali, İbni Abbas’ı ikaz ediyor, (Evet Resulullah daha önce mütaya cevaz vermişse de, sonra bunu haram kıldı) buyuruyor. İbni Abbas, onun bildirdiği bir hadise niye karşı çıkacak ki?

Seçkin olmayan sahabi var mı? Allah hepsi Cennetlik buyurmuyor mu? Cennetlik olmak seçkin olmak değil mi? İbni Abbas seçkin de Hazret-i Ömer seçkin değil mi? Üç halife seçkin değil mi?

Ehl-i sünnetin bildirdiğine göre İbni Abbas, daha sonra gerçeği öğrenince görüşünden vazgeçiyor. Rafızi görüşlerini esas alıp da, ehl-i sünnetinkileri yok saymak Sebecilere mahsus bir Yahudi taktiğidir.

İbni Sebe diyor ki: Hayber hadisini nakleden ez-zühri, Ehl-i sünnete göre, sika, sağlam bir hadis hafızı, rivayetlerine güvenilen birisi ise de, biz o görüşte değiliz.
CEVAP
Bu iftirasına da, İbni ebil Hadid gibi rafiziyi de senet gösteriyor. Sebecilerin o görüşte olmaları ne yazar ki? Zaten biz onların görüşünde olsak idik, biz de Sebeci, rafizi olurduk. Biz Resulullahın sünnetine uyan, Ehl-i sünnetiz. Biz ne sadece Hazret-i Ali’nin şiasıyız, ne de sadece Hazret-i Ömer’in şiasıyız. Biz Resulullahın şiasıyız, yani bütün eshab-ı kiramın şiasıyız.. Resulullahın sünnetine tâbiyiz. İşte bundan dolayı bize Ehl-i sünnet denildi. Şia taraftar demektir. Hazret-i Ali’nin şiasıyız diyerek, eshab-ı kirama kin ve nefret beslemek âyetleri inkârdır. Hıristiyanların Hazret-i İsa’yı seviyoruz diyerek Resulullahı inkâr etmeleri nasıl bâtıl ise, Hazret-i Ali’yi seviyoruz diyerek Eshab-ı kirama kin beslemek de bâtıl bir yoldur. İbni Sebecilerin Hazret-i Ali’yi seviyoruz demeleri, Hıristiyanların İsa’yı seviyoruz demesine benzer. Taşkınca severek, Ona, ilah diye tapınıyorlar. Halbuki, Hazret-i İsa böyle sevgi istemiyor. Hariciler Hazret-i Ali’ye düşmanlık etti, rafiziler de onu aşırı sevdi. İmam-ı Ahmed İbni Hanbel, imam-ı Ali’den şu hadis-i şerifi haber veriyor: Resulullah buyurdu ki:
(Ya Ali, sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesine iftira ettiler. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar. Allah’ın oğlu dediler.) [İ. Ahmed]

Hazret-i Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, (Benim yüzümden iki türlü insanlar helak oldu. Birisi, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu hadis-i şerif, haricileri, Yahudilere, Eshab-ı kirama düşmanlık eden rafizileri de Hıristiyanlara benzetmektedir.

İbni Sebe âlimlere saldırıyor
İbni Sebe, El- Cessas gibisi uydurmaya dayandığı için cidden ayıp etmiştir, diyor.
CEVAP
Cessas, İbni Sebe gibi söylemediği için ayıp ediyor. Dört mezhebin bütün âlimleri, müta zinasına hayır dedikleri için ona göre ayıp ediyorlar. Ayıp etmeyen tek ehl-i sünnet âlimi yoktur. Ne günlere kaldık ya Rabbi, “avrat kiralayanlar” ayıp etmiyor da, Ehl-i sünnet âlimleri ayıp ediyor! Aynı sayfada “Senet bakımından berbat bir rivayet” diyor. Rafizilerinki berbat değil de Ehl-i sünnetinki berbat öyle mi?

İbni Sebe diyor ki: İbni Hacer Askalani bile büyük bir bunalım ve zorlama içinde.
CEVAP
İbni Sebe’ye göre Ehl-i sünnet âlimleri içinde hiçbir tane insaflı, bunalım içinde olmayan, zorlama içine girmeyen kimse yoktur.

İbni Sebe, Zeydiye’den mezhepsiz Şevkani’yi delil gösterip diyor ki: Önce insafa geliyor, akıl mantık çerçevesinde düşünüyor. Ancak bir de bakıyor ki, asırlardır kendine öğretilenlerle çelişecek. Hemen toparlanıyor. Gözünü kırpmadan gerçekleri inkâr ediyor. Taassup işte böyledir.
CEVAP
Gerçekleri inkâr edene ve İbni Hacer Askalani hazretlerine iftira edene Allah lanet etsin. Bu büyük zat, İbni Sebeci mi de gerçekleri inkâr etsin? Sebecilere göre gerçekleri inkâr etmeyen tek ehl-i sünnet âlimi yoktur. Çünkü hepsi müta zinasına, avrat kiralamaya haram demiştir. Öyle ise onların insafı yoktur, gerçekleri inkâr ediyorlar. Vehhabiler, mezhepsizler Ehl-i sünnet âlimlerine taassup ehli diye saldırıyorlar. İbni Sebeciler de aynı alçaklığı yapıyorlar.

İbni Sebe diyor ki: Doğuştan gelen bu duygu, cinsel arzu, şöyle ya da böyle [helal veya haram yoldan] mutlaka karşılanacaktır.
CEVAP
Aynı cümleyi yiyip içmek için de kullanmak gerekir: Doğuştan gelen bu duygu, yiyip içme arzusu, şöyle ya da böyle [helal veya haram yoldan] mutlaka karşılanacaktır. Helal yol dururken bu ihtiyaçları niye haram yoldan karşılanması savunulur ki? Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Nikah, sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan benden değildir. Evlenin. Zira ben, sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim. Gücü yeten evlensin. Evlenemeyen oruç tutsun. Zira oruç bir enemdir.) [İbni Mace]

İbni Sebeci, Resulullahın bu sözü ile alay ederek diyor ki: Genç delikanlının cinsel duyguları bastırıyorsa bunu, oruç tutmakla avutamazsınız.
CEVAP
Önlenmesi zor bile demiyor, avutamazsınız demekle, Resulullah ile alay etmiş oluyor.

İbni Sebe akli delilleri sıralıyor: Kadınlar erkeklere göre daha çok fazladır. Bir kadını ömür boyu kumalığa mahkum edemezsin diyor.
CEVAP
Kumalık kötü mü? Resulullah niye kuma olacak hanımlarla evlendi? O kadar kadınla niye evlendi? Hâşâ bir tanesi ile müta yapardı.

İbni Sebe diyor ki: Mütaya haram diyenlerin başında Ehl-i sünnet gelir. Tamamı bu görüştedir. Mutezile ile [şiilerden] Zeydiye ve zahiriler de aynı görüşü paylaşıyor.
CEVAP
Bid’at fırkaları bir tarafa, Ehl-i sünnetin tamamı haram diyorsa haramdır.

Mütada talak ve miras yoktur
İbni Sebe, mütada talak, miras yok diyen Ehl-i sünneti demagoji yapmakla itham ediyor. Müslümanla evlenen gayri müslim kadın da miras alamaz diyerek mütaya meşruluk arıyor.
CEVAP
Dinimiz, kitap ehli kadınla evlenmeye izin veriyor, ama miras alamaz diyor. Bu ayrı bir hüküm, istisnai bir durumdur. Müslüman kadının namaz kılma zorunluluğu vardır, içki içemez. Ama Müslüman erkekle evli Hıristiyan kadın, namaz kılmaz, içki de içer, domuz da yer, kiliseye de gider. Bunlar ayrı bir hükümdür. Gayri müslim kadın miras alamaz ama, bu adamdan olan çocuğu miras alır. Müta caiz iken bile, mütacıdan doğan çocuğu da miras alamazdı.

Mütada nikah olmadığı için boşama da yok, kiralama var. Kira süresi sona erince kendiliğinden ayrılırlar. Halbuki nikahta boşama vardır. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın.) [Talak 1]
Boşama olmayınca nikah da yoktur, iddet yoktur. Çünkü müta meşru değildir.

İbni Sebe diyor ki: Hazret-i Âişe’nin mütanın caiz olmadığını söyleyip, ardından, Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti okuduğu rivayeti de suludur. Böylece onu Allah’a ve Resulüne iftiracı veya ne dediğini bilmez konumuna iteceksiniz. Yahut bu rivayetin uydurma olduğunu söyleyip duvara çarpacaksınız.
CEVAP
Görüldüğü gibi, mütacı, Ehl-i sünnet âlimlerinin nakillerine “sulu” tabirini kullanıyor, duvara çarpılacak rivayet diyor. Bütün Ehl-i sünnet âlimleri yalan, iftira, uydurma nakiller yapıyor, sadece İbni Sebeciler doğru söylüyor! Yazıklar olsun hakkı inkâr edenlere.
Nisa suresinin, (Ananız, bacınız, kızınız ...... size haramdır) mealindeki 23. âyeti geldikten sonra, müta haram edildi. (Taberani, Beyheki)

Müminun suresinin (Müminler, zevcelerinden ve cariyelerinden başka olan kadınlardan sakınırlar) mealindeki 6. âyeti, tevile imkan bırakmayacak şekilde mütanın haram edildiğini bildiriyor. Çünkü, bu âyette yalnız zevcelerin ve cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğu bildiriliyor. Kendisine zevce de, cariye de denilemeyen, mütacı [kiralık] bir kadınla buluşmanın helal olduğunu iddia etmek, Kur’an-ı kerimin açık olan emrine karşı durmak olur. Mütacı kadın bir erkeğe vâris olmaz. Bu kadının, bu erkekten olan çocuğu da, bu adama vâris olmaz. Öyle ise, bu kadın zevce değil, cariye de değildir. Bu âyetle de müta haramdır. (Hucec-i katiyye)

İbni Sebe, Cabir bin Abdullah’tan, Resulullahın, (Müta kıyamete kadar haramdır) dediğini yazıyor. Birçok ehl-i sünnet âliminden naklen Resulullahın mütayı yasakladığını bildiriyor. Birisi şöyledir:
Ebra bin Mabed el Cüheni, Mekke’nin fethinde, bir süre için izin verdi, sonra da buyurdu ki:
(Ey insanlar, mütaya izin vermiştim, artık Allah bunu kıyamete kadar haram kıldı.) [İ. Ahmed, Müslim, Darimi, İbni Mace, Beyheki]

Dikkat edin, beş tane hadis âlimi bunu naklediyor, mütacının kılı bile kıpırdamıyor. Çünkü ona göre, bütün hadis âlimleri, bütün fıkıh âlimleri de nakletse hiç önemi yok, “çal duvara, at çamura” diyor. Gerçekte de Ehl-i sünnet olan bütün hadis âlimleri, fıkıh âlimleri, kelam âlimleri, tefsir âlimleri mütanın haram olduğunda birleşmişlerdir.

İbni Sebe’nin yalan ve demagojileri
İbni Sebe, Ez zühri’den gelen rivayet asılsız ve gerçek dışıdır diyor.
CEVAP
Ehl-i sünnetin hepsi de aslı vardır ve gerçektir diyor.

Mezhepsizler gibi, Ebu Hanife’nin hadis alanında hafızası zayıf diyor.
CEVAP
Sadece Hanefi mezhebinde olanlar değil, diğer mezheptekiler de ona imam-ı a’zam diyor, en büyük imam diyor. Müsnedi senet olarak kullanılıyor.

Ez-zühri bu konuda hangi rivayetin senedine takılsa yapacağını yapıyor diyor.
CEVAP
Terbiyesizlik bu kadar olur. İmam-ı Zühri gibi büyük bir İslam âlimine ancak bu kadar dil uzatılabilir. Resulullahtan gelen bir rivayeti nakletmesine tahammül edemiyor. İslam âlimlerini yalancılıkla suçluyor.

Ez-zühri ve Urve bin Zübeyr Hazret-i Ali’ye sataşanlar diyerek iftira ediyor.
CEVAP
İmam-ı Zühri tabiinden büyük bir müctehiddir. Urve bin Zübeyr, Zübeyr bin Avvam’ın ikinci oğlu, Hazret-i Ebu Bekir’in torunudur. Fukaha-i seba denilen yedi büyük âlimden biridir. Hazret-i Âişe’den çok hadis-i şerif bildirmiştir. Zübeyr bin Avvam, Hazret-i Ali’ye karşı savaşan Hazret-i Âişe validemizin tarafında idi, şehid oldu, aşere-i mübeşşeredendir. Öyle ya ona göre, Hazret-i Ali ile savaşan herkes Hazret-i Ali’nin düşmanıdır. Oğlu da düşman sayılır. Zihniyet bozuk olunca, herkesi kendileri gibi yalancı sanıyor.

Şamlı Sadaqa, zayıf ve rivayetlerine güvenilmez biridir. Ubeydullahın kimliğini tespit edemedik, muhtemelen o da Şamlı diyor.
CEVAP
İbni Sebe görüyorsunuz kimliğini bilmediği birisi için bile, O Şamlı olabilir diyor. Şam’a diş bilemesinin Sebebi, orada, Resulullahın kayınbiraderi valilik yaptığı içindir. İbni Sebe Resulullahın bütün akrabalarına düşmandır.

İbni Sebe, Ehl-i sünnetin kabul ettiği hadisler için bakın neler diyor:
Senet bakımından perişan ve asılsız. Bize göre bunun sorumlusu İsmail bin Ümeyyedir. İsmail her ne kadar Ehl-i sünnet hadisçilerinin güvenini kazanmış sika bir ravi ise de, bizce onun Emevi devlet erkanına yakınlığı ile tanınması, ona sabıka olarak yeter de artar bile.
CEVAP
Emevi devletinde vazife alan herkes sabıkalı oluyor, bir de Şamlı ise yandı keten helva. Kendisinin Yahudi olması sabıka olarak yetmiyor sanki?

Başka bir ravi için şöyle diyor:
Bu canavar ruhlu adam bile Ehl-i sünnet hadis hafızlarının sika saydığı, İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace’nin hadislerini tahric ettiği bir ravidir.
CEVAP
Eğer bu zat, İbni Sebe’nin dediği gibi canavar ruhlu birisi ise, Ehl-i sünnetin en muteber saydığı hadis âlimleri bunun rivayetine itibar etmez. İtibar ettiğine göre, bu zat değil, ona iftira eden İbni Sebe canavar ruhludur. İbni Sebe Buhari dahil, Ehl-i sünnetin bildirdiği bütün hadis kitaplarına muhaliftir.

Ehl-i sünnetin tamamı için diyor ki: (Böyle bir tavır [Mütanın haram olduğunu kabul etmek] insaf ve mantık sahibi birisine yakışır mı?
CEVAP
Yani Ehl-i sünnet insafsız ve mantıksızdır. Ehl-i sünnet âlimlerine böyle dil uzatan İbni Sebe ve onun yolunda gidenlere yazıklar olsun.

İbni Sebe sahabeye saldırıyor
Allah’ın ve Resulünün övdüğü sahabelere bakın nasıl kin kusuyor: Bir rivayetin başında Ebu Hüreyre’nin bulunması, onun reddedilmesi ve kaldırıp atılması için yeterlidir.
CEVAP
Hazret-i Ebu Hüreyre, eshab-ı kiramın büyüklerinden, ileri gelenlerinden Cennetlik bir zattır. Savaşta ve barışta Resulullahın yanından hiç ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiğini Ehl-i sünnetin en kıymetli hadis kitabını hazırlayan İmam-ı Buhari hazretleri bildiriyor, Abdullah bin Ömer’den sonra en çok hadis bilen bu zattır. Eshab-ı kiramdan herhangi birine dil uzatmak ancak Sebecilere mahsus adi bir taktiktir. Eshab-ı kiramın hepsi Cennetlik, hepsinden Allah razıdır. (Hadid suresi 10, Fetih 29, Tevbe 100)

“Salebe hadisinde mütanın Hayber’de yasakladığı söyleniyor. Bu ise kesinlikle doğru değil, tarihi hakikatlere [yani sebeciliğe] tamamen aykırıdır. Bu yüzden kabul edilmesi imkansız” diyor.
CEVAP
Kabul edilmesi imkansız denmez, (Kabul etmemiz imkansız) demesi gerekir. Kabul edilmesi imkansız olsa idi, binlerce İslam âlimi kabul eder mi idi? Ehl-i sünnetin tamamı kabul ediyor ya.
Sahih rivayetler mi önemli, tarihi hakikatler mi? Tarih de yine rivayetlerden meydana geliyor. İbni Sebe bilerek veya bilmeyerek şu hususun üstünde yanlış olarak çok duruyor. Hayber’den sonra da müta yapıldığına göre, Hayber’de yasak edildi diyen kim olursa olsun asla kabul etmem diyor. Resulullah Hayber’den sonra da izin verip sonra yasakladıysa, ki öyle olmuştur, o zaman İbni Sebe’nin imkansız dediği şey bal gibi olmuştur.

Ehl-i sünnetin kütüb-i sitte denilen en kıymetli hadis kitaplarından olan İbni Mace için bakın ne diyor:
İbni Mace hadisi, Ehl-i sünnetin sandığı gibi, sahih bir rivayet değil, münker ve asılsızdır.
CEVAP
Bundan önce de hafızası zayıf birisinden bu hadisi naklediyor diyor. Her raviye bir kulp takıyor, kimi Hazret-i Ali’ye yan bakardı, kimisi Emevi devletinde vazife aldı, kimisi, şişman, kimi zayıftı. Müfteri sarhoşa ne demeli?

Farklı rivayetleri bahane ediyor. Halbuki Resulullah üç kere izin veriyor üç kere yasaklıyor. İzin verme ve yasaklamalar çeşitli tarihlerde olduğu için, İbni Sebe diyor ki: Mekke’nin fethinde, mütayı ebedi olarak haram kılan bir peygamber, iki ay gibi kısa bir süre sonra buna izin verebilir mi?
CEVAP
Bu ne terbiyesizlik böyle? Sen peygamberi sorguya mı çekiyorsun? İki ay sonra da yasaklayabilir iki gün sonra da yasaklayabilir. İki sene sonra da yasaklayabilir. Buna kim itiraz edebilir ki? Resulullahın haram etmesi vahye dayanır. Hangi mütacı Allah’tan hesap sorabilir ki? Allah layüseldir, layüsel, yaptığı işlerden hesap sorulmayan, hükmü elinde olan, istediği gibi hareket eden demektir. Eskiden içki mubah idi, sonra niye yasakladın, iç yağı önceleri haram idi, n