Sual: Bir Müslümanı öldüren ebediyen Cehennemde kalacak diye biliyorum,
bunu da mealden öğrenmiştim. En büyük günahın şirk olduğu, Allah’ın bunu asla
affetmeyeceği, bunun dışındaki günahları isterse affedeceği de mealde yazıyor.
Ben de bir Müslümanın ölümüne sebep olmuştum, şimdi ne yapayım?
CEVAP
Adam öldüren kâfir olmaz. Bir Müslümanı (niye Müslüman oldun) diye öldürmek
küfürdür. Yoksa alacak davası yüzünden veya başka bir sebeple mesela parasını
almak için öldürmek küfür olmaz. Hiçbir günah küfür yani kâfirlik değildir.
Müslüman olduğu için bile öldürülse, pişman olunca Allah bütün günahları
affeder. En azılı kâfiri bile affeder, hatta bütün günahlarını sevaba çevirir.
Kâfirliği de affeder, şirki de affeder, yeter ki tevbe edilsin. Tevbe edince
anadan doğduğu gibi temiz Müslüman olur. Affetmem demek, ahirette kâfir olarak
müşrik olarak öleni affetmem demektir. Yani kâfirler ahirette affa
uğramayacaktır.
Din meallerden öğrenilmez, bu yanlış bilgiler meal okumaktan ileri geliyor. Tam
İlmihal Seadet-i Ebediyye’de bütün soruların cevabı vardır. Dini bilmeyenin dini
yoktur buyuruluyor, ilmihal okuyup dinimizi öğrenmek gerekir.
www.hakikatkitabevi.com adresinden de okunabilir ve temin edilebilir.
Kafayı üşütmek üzere
Sual: Elimde bir Kur’an meali var. Onu okuyorum. Kafayı üşütmek üzereyim.
Fasık, kâfir mi demek? Fasık, tevbe ile fasıklıktan kurtulamaz mı?
CEVAP
Fasık, kâfir demek değildir. Kur'an mealleriyle dini doğru öğrenmeniz mümkün
olmaz. Birçok kelime, her ilimde, ayrı manada kullanılır. Mesela, zalim kelimesi
tefsir ilminde, kâfir demektir. Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimse
denir. O halde, bir ilme ait bir kitabı okuyup anlayabilmek için, önce
kelimelerin bu ilimdeki özel manalarını bilmek gerekir. İşte, birkaç sene Arapça
öğrenenlerin ve eline bir cep lügati alıp da, Kur'an-ı kerimi ve hadis-i
şerifleri tercümeye kalkışan türedilerin, para kazanmak için yaptıkları tercüme
ve tefsirler, bozuk ve zararlı olmaktadır.
Tevbe edip bir daha günah işlemeyen hemen fasıklıktan kurtulur. Cenab-ı Hak,
tevbe edilen her günahı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mümin olur,
bütün günahları affolur. Bir mümin de her çeşit günahı işlese, hatta Allah’a
şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse, Allahü teâlâ yine affeder.
Allah’ın dinine yardım
Sual: Bir Kur’an mealinde, Muhammed suresinin 7. âyetinde, (Allah’a
yardım ederseniz, O da size yardım eder) deniyor. Allah’a nasıl yardım
edilir ki?
CEVAP
Aynı anlamda birkaç âyet-i kerime daha vardır:
(Allah, kendisine yardım edenlere yardım eder. Elbette Allah, güçlüdür,
galiptir.) [Hac 40]
(Allah’a ve Peygamberine yardım edenler...) [Haşr 8]
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allah’ın emrini aziz et, Allah da seni aziz etsin!) [Deylemi]
Kur'an tercümelerinden, meallerden, hadislerden din öğrenilmez. Yanlış
anlamalara sebep olur. İslam âlimlerinin açıklaması ile birlikte okumalıdır.
Fıkıh kitapları Kur'an-ı kerimin tefsirleridir.
Allah’a yardım demek, Allah’ın dinine yardım demektir. Yani İslamiyet’e hizmet
demektir. İslamiyet’e hizmet ise, Allahü teâlânın, Resulünün ve âlimlerin
bildirdiği şekilde yapılırsa hizmet olur. Kendi anlayışına göre yapılırsa,
ekseriya fitne olur.
Hazret-i İbrahim güneşe tapmadı
Sual: Bütün peygamberlerin peygamberlikleri bildirilmeden önce de, günah
işlemedikleri malum iken, neden meallerde, İbrahim aleyhisselamın, yıldıza, aya
ve güneşe "Bu benim Rabbim" dediği yazılıdır?
CEVAP
Hiçbir peygamber, peygamberliğini tebliğ etmeden önce de günah işlemez, hele
Allahü teâlâya şirk koşmaz. Müşrikler gibi (Güneş benim Rabbim) demez.
Maalesef birçok tercümelerde, yıldız, ay ve güneş için (Bu benim Rabbim) diye
yazılmıştır. Hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu bakımdan Kur'an-ı kerim
tercümelerinden fıkıh, akaid gibi ilimler öğrenilmez. Sonra âyetleri
açıklamak herkesin işi değildir. Kur'an-ı kerime yanlış mana verdikleri için
yetmiş iki sapık fırka meydana çıkmıştır.
Tefsir-i Mazharide, Enam suresinin 76-79. âyet-i kerimelerinin açıklaması şöyle:
İbrahim aleyhisselam, yıldızları, ay ve güneş gösterip (Bu mu benim Rabbim?)
diyerek bunlara tapanları ilzam etmek istemiştir. Beydavi tefsirinin
Şeyhzade haşiyesinde de böyle bildirilmektedir.
Mevcut Kur'an tercümeleri içinde bir iki tanesi ancak, yıldız, ay ve güneş için
(Bu mu benim Rabbim?) şeklinde tercüme etmiştir. Maalesef diğer tercümelerde (Bu
benim Rabbimdir) şeklinde geçmektedir.
Tibyan’da (Acaba Rabbim bu mu?) şeklinde tercüme yapılmıştır. Ancak 76. âyetin
açıklamasında tefsirlerden aldığı dört açıklama şöyle:
1- İbrahim aleyhisselam, müşriklerin cehaletlerini bildirmek için böyle
söylemiştir.
2- Müşriklerin yaptıkları şeyleri başlarına kakmak, doğruyu öğretmek
niyetiyle (Bunun gibi şeyden Rab mı olur? Bu mu benim Rabbim?) demek istemiştir.
3- Müşriklerin aleyhine hüccet için, (Sizce benim Rabbim bu ha) demek
istemiştir.
4- (Kavmim Rabbimin bu olduğunu söylüyor) demek istemiştir.
Bu dört açıklama da İbrahim aleyhisselamın, yıldız, ay ve güneş için (Bu benim
Rabbim) demediğini, yani müşriklerden olmadığını açıkça göstermektedir.
Ay veya güneş için Bu benim Rabbim demek şirktir. Halbuki peygamberler, şirk
değil, günah bile işlemezler. (Feraid)
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İbrahim ne yahudi, ne de Hıristiyandı. O gerçekten Allah’ı tanıyan doğru bir
müslümandı. Müşriklerden de olmadı.) [Al-i imran 67]
(Andolsun ki bundan önce, İbrahim’e de rüşdünü [büluğundan önce hidayeti]
verdik. [Onun buna ehil ve müstahak olduğunu] biliyorduk.) [Enbiya 51]
Bu âyet-i kerimeler de İbrahim aleyhisselamın büluğundan önce de hidayet üzere
olduğunu göstermektedir. (Beydavi)
Kur'an tercümesi denilen kitapların ne kadar zararlı oldukları buradan da
anlaşılmaktadır. Kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi lüzumlu bilgileri Kur'an
tercümesi denilen kitaplardan öğrenmemiz mümkün değildir. Hatta muteber
tefsirlerden bile anlamamız mümkün olmaz. Lüzumlu bilgileri ilmihalden
öğrenmemiz gerekir.
Şeytanın da elçileri vardır
Sual: Bazı kimseler, kendilerine vahy geldiğini söylüyor. (Karıncaya,
kargaya vahy geliyor da, bize niye gelmesin) diyorlar. Bir kısmı da, (Nebi
gelmez ama Resul gelir, biz resulüz) diyorlar.
CEVAP
Vahy, haber demektir. Deyim olarak da, Allahü teâlânın Cebrail aleyhisselam
vasıtası ile Peygamberlerine gönderdiği haber demektir.
Vahy, Peygamber efendimizin vefatı ile kesilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri
(Peygamberlik sona ermiş ve vahy kesilmiş, sona ermiş ve din kemal bulmuş ve
nimet tamam olmuştur) buyuruyor.
Kısas-ı enbiya kitabının 410. sayfasında diyor ki:
Resulullah hayatta iken, vahy geliyor ve ümmete tebliğ olunuyor idi. Ondan sonra
artık vahy kesildi, hiç kimseye vahy gelmek ihtimali kalmadı.
Vahy, iki türlüdür:
1- Vahy-i metlu
2- Vahy-i gayri metlu
Cebrail aleyhisselam, Allahü teâlâdan aldığı haberleri getirerek Peygambere
okur. Bu vahyin kelimeleri de, manaları da Allah’tan gelmiştir. Kur'an-ı kerim,
vahy-i metludür.
Vahy-i gayri metlu, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir.
Peygamber; bu vahyi, kendi bulduğu kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere,
Hadis-i kudsi denir.
Vahy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Evliyaya da gelmez. Meleklerin
getirdikleri düşüncelere İlham denir. İlham Peygamberlerin ve salih
Müslümanların kalblerine gelir.
Allahü teâlâ, her hayvana bir şeyler öğretmiştir. Anne kuşlar, yavrularının
acıktıklarını bilir, onlara yiyecek getirir. Bunu nereden biliyor? Allahü teâlâ
öğretti tâbii. Memeli hayvanlar da yavrularını emzirir. İpek böceği dut
yaprağından ipek yapar. Kanguru tehlike anında yavrularını torbasına koyarak
kaçar.
Bunları onlara kim öğretti, elbette Allahü teâlâ öğretti. Yani her hayvana her
insana bir şeyler öğretti. Bunun Peygamberlere gelen vahy ile bir ilgisi yoktur.
Bunlar için ilham olundu demek daha uygundur. Kur’an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Rabbin bal arısına, “Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda
yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği
yollardan yürü” diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli
renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.) [Nahl
68-69]
Meallerde, tefsirlerde, (Allah arıya ilham etti, öğretti) ifadeleri geçiyor.
Hiçbir âlim, (Arıya vahy geliyor, arı peygamberdir) dememiştir.
Kur’an-ı kerimde karga ile ilgili âyet-i kerime şu mealdedir:
(Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona
(Kabil’e) yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Kabil ise), “Bana
yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz
kaldım” dedi ve ettiğine pişman oldu.) [Maide 31]
Kargaya bunu öğreten Allahü teâlâ, arıya da, diğer hayvanlara da çok şey
öğretmiştir. (Vahy kesilmedi, kargaya da arıya da vahy geliyor, bana da vahy
geliyor) demek çok yanlıştır. İnsanlara şeytandan vesvese gelir, melekten ilham
gelir. Şeytandan gelen düşünceyi (Bana vahy geliyor) sanarak, “Ben Resulüm”
diyen sapıklar çıkabilir. Şeytanın resullerine [elçilerine] itibar etmemelidir.
“De ki”
Sual: Zariyat suresi, 50. ayetinde, (Allah’a koşun [küfrü bırakıp
iman edin]. Sizi, Ondan [Allah’ın azabından] korkutup uyarıyorum)
deniyor. Burada, Peygamber efendimize hitaben, (De ki) ifadesi olması
gerekmez miydi?
CEVAP
Kur’an-ı kerim Peygamber efendimize indi. Yani muhatabı Resulullah efendimizdir.
“De ki” denmese de, ona inince, otomatikman, “böyle söyle” anlamı
çıkar. İmam-ı Kurtubi hazretleri buyurdu ki:
Bu âyet-i kerimede, Allahü teâlâ, Resulullaha insanlara böyle demesini emretti.
(Camiu li-Ahkâm)
Mealden din öğrenmeye kalkan, Kur’an-ı kerimde hata var zanneder. Bunun için
İslam âlimleri buyuruyor ki:
Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek isteyen, din âlimlerinin
kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarından hazırladığı bir ilmihal okumalıdır. Böyle
bir ilmihal, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmış demektir. Kur’an
tercümesi diye yazılan kitaplar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları
yazanların düşüncelerine ve maksatlarına esir edip, dinden ayrılmalarına sebep
olur.
Farz olmayan emirler
Sual: Kur’anda, (Yapın) denilen her şey farz mıdır? Meallerden
anladığımız doğru oluyor mu?
CEVAP
Her yapın denilen ifadenin hükmü farz değildir. Birkaç örnek verelim:
1- ([Namaz kılarken] Her secde edişinizde ziynetli [temiz,
sevilen, güzel] elbiselerinizi giyinin.) [Araf 31] (Namazda güzel elbise
giymek farz değildir.)
2- (Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız
vakit, onu yazın. Alış verişte şahit tutun.) [Bekara 282] (Borçlunun senet
vermesi ve alış verişte şahit tutulması, farz değil, sünnettir.)
3- (Evlere girdiğiniz vakit, kendinize [mahrem olan, aileden sayılan ev
halkına, kimse yoksa kendinize] selâm verin.) [Nur 61] (Selam vermek farz
değil, sünnettir.)
4- (Cuma namazı kılındıktan sonra, yeryüzüne dağılın!) [Cuma 10]
(Dağılmak farz değildir. Dağılmayıp camide durmanın bir mahzuru olmaz. Namazı
kılınca artık gidebilirsiniz demektir.)
5- (Eğer yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız,
uygun olan başka kadınlardan iki, üç, dört tane alın! Haksızlık yapmaktan
korkarsanız bir tane alın!) [Nisa 3] (Dörde kadar evlenmek, farz değil,
hatta mendub bile değildir. Sadece zaruret halinde izin verilmiştir.) [Nimet-i
İslam]
6- (Kurban etinden kendiniz yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Kurban
etini kendimizin yemesi veya yoksullara verilmesi farz değildir. Üçte birini
fakirlere vermek müstehabdır.)
7- (Sabahın beyaz ipliği [aydınlığı] siyah ipliğinden ayırt edilinceye
kadar yiyip için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın!) [Bekara 187] (İmsak
vaktine kadar yiyip içmek, farz değildir. Sahurda da yemek, farz değildir. İmsak
vaktine kadar yiyip içilebilir demektir.)
Görüldüğü gibi, bizim gibilerin meal okuyup da hüküm çıkarması caiz olmaz.
Allahü teâlâ unutmaz
Sual: Bütün meallere baktım, Araf suresinin 51. âyetinde, Allahü teâlâ, su
ve yiyecek isteyen Cehennemdeki kâfirlere, (Onlar dünyada bugünleri
unuttukları gibi, biz de bugün onları unuturuz) buyuruyor. Allah unutur mu?
CEVAP
Hâşâ, Allahü teâlâ unutmaz. (Taha 52)
Böyle âyetler çoktur. Mesela Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.) [Muhammed suresi 7]
(Biz de bugün sizi unuttuk.) [Secde suresi 14]
Kur'an tercümelerinden, meallerden din öğrenilmez. Yanlış anlamalara sebep olur.
İslam âlimlerinin açıklaması ile birlikte okumalıdır. Fıkıh kitapları Kur'an-ı
kerimin tefsirleridir. Allah’a yardım demek, Allah’ın dinine yardım, yani
İslamiyet’e hizmet demektir. İslamiyet’e hizmet ise, Allahü teâlânın, Resulünün
ve âlimlerin bildirdiği şekilde yapılırsa hizmet olur.
Sorduğunuz âyetteki unutmak ise, unutulmuş muamelesi görürsünüz, size yardım
edilmez anlamındadır.
Musa aleyhisselam
Sual: Yunus suresinin 88. âyetinde piyasadaki bütün mealler şöyle diyor:
Musa Allah’a dedi ki: Ya Rabbi, Firavuna bu kadar malı insanları senin
yolundan saptırması için mi verdin? Onları ve mallarını yok et.
Musa aleyhisselam Allahü teâlâya böyle der mi, onu böyle suçlar mı? Bu mealler
yanlış değil mi?
CEVAP
Evet yanlıştır. Biz de piyasadaki çok meale baktık, hepsi de aşağı yukarı
aynı şekilde yazıyor. Bu bakımdan açıklamasız olan meallere itimat edilmez.
Tefsirlere bakmak gerekir. Biz de tefsirlere baktık. O şekildeki meal uygun
değildir. Kurtubi tefsirinde diyor ki:
Liyudıllu kelimesinde ki lam harfinin çeşitli manaları vardır.
Buradaki lam, sonucu, bildirir. Nitekim haberde geldi ki:
(Bir melek her gün şöyle seslenir: Sonunda ölmek üzere doğuyorsunuz,
işlerinizi de sonunda harap olmak üzere bina ediyorsunuz.)
Âyette, Firavun ve adamlarının işlerinin sonu sapıklığa varacağı için, sanki
verilen mallar, sapıtmaları için verilmiş gibi oluyor. (Senden yüz çevirdikleri
halde onlara bu kadar mal mülk verdin, senin onlardan yüz çevirmenden de
korkmadılar. Senin onlardan razı olmadığını anlayamadılar. Sapıklıklarına devam
ettiler. Malı sapıtmamaları için verdin ama onlar sapıttılar, öyle ise
sapıtmalarına sebep olan malları onların ellerinden al. Verdiğin mallarla onları
bu yolda imtihan eyle) denmek isteniyor. Netice olarak âyetin meali şöyle
oluyor:
(Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi, Sen Firavun ve kavmine dünya hayatında
göz kamaştıran zenginlik ve bol servet verdin. Bu kadar malı sanki sen,
insanları senin yolundan saptırmaları için vermişsin gibi kötü yollarda
kullanıyorlar. Onları ve mallarını yok et, kalblerini de şiddetle sık, elemli
azabı görmedikçe [vahiyle bana bildirdiğin gibi] onlar iman etmezler.)